EŞEK KAFASI
İstanbul’un taşı toprağı altındır diyerek memleketinden kalkıp gelen bir köylü, kuyumcu dükkanının vitrinini hayran hayran inceliyormuş. Kuyumcu köylünün kıyafetinden dolayı birazda aşağılayarak: "Ne bakıyorsun öyle hemşerim?" demiş. "Hiç... Sizin dükkanda ne sattığınızı merak ettim." Adam alay edercesine cevap verir: "Biz eşek kafası satıyoruz."
Adam: "Allah versin... İşleriniz iyi gidiyora benziyor."
Kuyumcu: "Nereden bildin iyi gittiğini",
Adam: "Baksana, koskoca dükkanda seninkinden başka kalmamış da ondan!"
BİL BAKALIM
Biyoloji dersinden yapılacak sınav için sınıftaki herkes acayip çalışmış, notlar fotokopiler havada uçuşmuş. Daha sonra sınavın yapılacağı gün gitmişler bir de bakmışlar, ortada kağıt kalem yok sadece sıra sıra mikroskoplar. Hocada başlarında bekliyorken demiş ki, "Bu mikroskoplarda lam'da bir böceğin bacağı var, sınavınız bacağından böceği tanımak" Tabi hemen itirazlar, ama fayda etmemiş, hoca dediği dedik. Öğrenciler mikroskopların başına geçmiş. Ama bir şey yapamıyorlar. En sonunda biri dayanamamış, kapıyı çarpıp çıkmış. Hoca arkasından seslenmiş :
''Kimsin ulan sen, kapıyı çarpıp çıkıyorsun?" Kapı hafifçe aralanmış ve bir bacak uzanmış :
"Tanısana hadi, tanısana kim olduğumu"
SAFARİ
Adamın birisi Afrika’da safariye çıkarken yanına minik köpeğini de almış. Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmiş. Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor. “Şimdi başım dertte” diye düşünmüş minik köpek. Etrafına bakmış yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yere dönerek kemikleri kemirmeye başlamış, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş.
Leopar tam saldıracakken minik köpek kendi kendine konuşmuş; “Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?” Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanmış.”Tam zamanında kurtardım yoksa bu köpeğe yem olacaktım” diye düşünmüş.
Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak bundan sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış. Leopar çok sinirlenmiş ve maymuna “Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım” demiş. Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş. “Şimdi ne yapacağım” diye düşünürken, kaçmaya teşebbüs etmemiş. Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine konuşmuş; “Bu aptal maymun nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim hâlâ haber yok!”
ESKİCİ
Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Hasan, Arabistan’a bir akrabasının yanına gönderilir. Kasabada Türkçe bilen olmadığından aylarca hiç konuşmamıştır. Bir gün eve bir eskici gelir.
Eskici iskemlesine oturdu. Hasan da merakla karşısına geçti. Bu dört yanı duvarlı tek kat, basık ve toprak evde öyle canı sıkılıyordu ki... Şimdi eskiciyi şaşarak, eğlenerek seyrediyordu.
R.Halit KARAY
SINAV
Bir tüccar, mağazasında çalıştırmak üzere bir çocuk aradığını gazetede ilân etmişti. İlâna 40 çocuk başvurdu. Bunların 39’u tavsiye mektubu ile gelmişti. Birinin ise hiçbir şeyi yoktu. Tüccar tavsiyesiz gelen çocuğu işe aldı. Durumu gören tüccarın yakın arkadaşlarından biri sordu:
-Bu çocuğun tavsiyesi olmadığı halde neden onu işe aldın?
-İçeriye girerken ayaklarını paspasa sildi ve girdikten sonra kapıyı kapadı, beni saygı ile selamladı, düzgün ve nazik konuştu.
KUDUZ DÜĞÜNÜ
Demirci Kasım Usta ocağın başında bir sabana su veriyordu. Birden oğlunun acı acı bağırdığını duydu. İşini bırakıp dışarı fırladı. Kuduz bir köpek oğlunu bacağından ısırmıştı. Taşlı, sopalı bir kalabalık köpeği kovalıyordu.
Kasım Usta oğlunu hemen dükkâna soktu. Çırakları çocuğun elini, ayağını sıkıca tuttular. Kasım Usta oğlunun yaralı bacağını üstten ve alttan sicimle boğdu. Çakıyla yarayı oydu ve ocaktaki kızgın demirlerden biriyle dağladı.
BİBER DOLMASI
Ben, köylü kadınımızın çileli hayatını, zifirinin bütün acısını ilk defa köyde gördüm. Tütün işi bildiğiniz işlerden değil.
Mart ayında tohumu ekersiniz. Fidelik her gün kuşluktan önce sulanır, otları ayıklanır, ilaçlanır.
Yaz yağmurları en büyük korkusudur köylünün. Kurutulan yaprağa bir damla düşse tütün gitti, para etmez.
Halil’i işte böyle bir tütün diziminde tanıdım. O, on iki on üç yaşlarında, sarı traşlı. Köyde yaşamadığı her halinden belli.